• OBEZİTE VE KITLIK

OBEZİTE VE KITLIK

 

Gıda kıtlığı belli kıtalarda artış gösteren bir sorun haline gelirken, malnütrisyona bağlı obezite oranlarında da hızlı bir artış gözlenmesi dünya çapında yaşanan büyük bir paradokstur. Günümüzde, dünyadaki tüm nüfusu doyuracak kadar gıda bulunmasına rağmen, tarım üretiminin ve tüketiminin dengeli bir şekilde dağılmamış olması, açlık sorununun en büyük sebeplerinden biridir.  

Dünya genelinde kronik açlık sebebi ile yetersiz beslenme kategorisinde yer alan toplum sayısında bir artış görülmüştür. Kronik açlıkla karşı karşıya kalan nüfus sayısı 2015 yılında 777 milyon iken, 2016 yılında bu sayı 815 milyona kadar yükselmiştir. Kronik açlığın en büyük sebeplerinden biri olan gıda kıtlığının artış gösterdiği ülkeler arasında Sahraaltı Afrika, Güneydoğu Asya ve Batı Asya bulunmaktadır. Gıda kıtlığında gözlemlenen artışın sebebi olarak da savaş ve savaşa bağlı gelişen kuraklık ve sel, ekonomik durgunluk ve ithalat kapasitesinde azalma gösterilebilir.                                                                                                                                                         Ayrıca küresel ısınma ve iklim değişiklikleri nedeniyle ekolojik bazda sorunlar ortaya çıkmaktadır, biyolojik çeşitliliğin dengesi bozulurken, gıda üretimi de olumsuz yönde etkilenmektedir.

Dünya genelinde artış gösteren kıtlık durumu maalesef çocuklarımızı da olumsuz yönde etkilemektedir. Uzun vadede yetersiz beslenme sonucu beş yaş altı çocuklarda, yaşa göre boyun kısa kalması ve çeşitli sağlık ve gelişme sorunlarının ortaya çıkma riski olarak tanımlanan bodurluğun görülme oranı 155 milyonu bulmuştur. Ayrıca yıllık verilere göre beş yaş altı 6 milyon çocuk açlığa bağlı olarak yaşamını yitirmektedir.

Malnütrisyon; yetersiz, fazla veya düzensiz enerji ve/veya besin tüketimi sonucunda gelişen bir durumdur. Bu terim, büyüme ve gelişmeyi olumsuz yönde etkileyen yetersiz beslenmeyi kapsadığı gibi, aşırı kilo ve obezite gibi artmakta olan bir trendi de yansıtmaktadır.

Kıtlık ve yoksulluk sonucu ortaya çıkan yetersiz beslenmenin yanı sıra, yanlış besin tercihleri ve porsiyon miktarlarında artış sebebi ile obezitenin görülme sıklığı da gün geçtikçe artmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yayınlamış olduğu bir rapora göre, 2016 yılında 18 yaş ve üstü yetişkinlerin % 39’u kilolu, % 13’ü ise obez grubunda yer almaktaydı. Beş yaş altı çocuklarda ise aşırı kilo veya obezitenin görülme oranı 2016 yılında 41 milyona ulaşmıştır. 5-19 yaş arası gençlerde de bu oran 340 milyonu aşmıştır (FAO, 2017).

Vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkabilecek sağlık problemleri olarak tanımlanan obezite, artık dünya genelinde bir kronik hastalık olarak sayılmaktadır.

Öncelerde geliri yüksek ülkelerin bir problemi olarak görülen obezite, artık düşük ve orta gelir seviyeli ülkelerde de artış göstermeye başlamıştır. 5-19 yaş arası çocuk ve gençlerde aşırı kilo ve obezite prevelansı 1975 yıllarında sadece %4 iken, 2016 yılında ’e kadar yükselmiştir.

Dışarıdan besin yolu ile alınan enerji ve vücut tarafından harcanan enerji miktarı arasındaki uyumsuzluk sonucu ortaya çıkan obezite, sağlıklı bir beslenme programı ve düzenli fiziksel aktivite ile önlenebilecek bir hastalıktır. Obezite, enerji yoğunluğu bakımından yüksek fakat besin içeriği yönünden zayıf, şeker, yağ ve tuz oranları yüksek, hazır ve paketlenmiş yiyecek ve içeceklerin tüketimi ve fiziksel inaktivite sonucunda gelişen bir hastalık olarak değerlendirilebilir. Ayrıca kentleşme, ekran başında geçirilen sürenin artması ve daha az fiziksel aktivite gerektiren işlerin çoğalmasıyla birlikte obezitenin görülme sıklığı artmıştır.

Beden Kitle İndeksi obeziteyi sınıflandırmak için kullanılan bir hesap yöntemidir. 30 ve üstünde seyreden bir BKİ değeri, kronik hastalıklar için büyük bir risk faktörü oluşturmaktadır. Günümüzde en sık görülen kronik hastalıklar arasında kalp damar hastalıkları, diyabet, kas-iskelet sistemi hastalıkları ve bazı kanser türleri yer almaktadır. BKİ değeri arttıkça, bu hastalıklara yakalanma riski de aynı oranda artmaktadır. Bu nedenle, özellikle çocukluk döneminde gelişen obezitenin sonraki yaşlarda kronik hastalıklara yakalanma riskini arttırmasının yanı sıra, çocuklarımızda görülen solunum zorlukları, hipertansiyon, insülin direnci ve bazı psikolojik etkilerin önüne geçebilmek adına erkenden önlemler alınması gerekir.

Obezite ve obeziteye bağlı olarak gelişen kronik hastalıklar, önlenebilir hastalıklar grubunda yer almaktadır. Sağlıklı bir beslenme programı için diyetteki trans yağ miktarı ve şeker oranı kısıtlanmalı, vitamin ve mineral bakımından zengin sebze ve meyve tüketimi arttırılmalı, lif yönünden zengin kurubaklagiller ve yağlı tohumların yanı sıra tam tahıllı ürünlerin tüketim sıklığı arttırılmalıdır. Günlük 60 dakikayı bulacak şekilde düzenli fiziksel aktivite için çocuklar motive edilmelidir.

Dünya çapındaki ölümlerin %86’sı bulaşıcı olmayan kronik hastalıklardan kaynaklanmakta olduğunu düşünecek olursak, gün geçtikçe gözümüzün önünde artmakta olan bu önemli risk faktörünün engellenmesi adına daha fazla çaba sarf etmemiz gerekmektedir. Çocuklarımız bizim geleceğimizdir düşüncesinden yola çıkarak, onların besin tüketimi tercihlerinde daha sağlıklı alternatifler seçmelerinde yardımcı olmak bizim birer vazifemizdir. Besin çeşitliliği, porsiyon miktarları ve karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, mineral ve sudan oluşan besin öğesi gruplarının her birinden gün içinde yeterli miktarda tüketilmesine özen göstererek, özellikle çocuklarımızın dengeli ve sağlıklı beslenmelerini sağlayarak ideal büyüme ve gelişmelerinde yardımcı olabilir, yaşam kalitelerinin artmasında onlara destek çıkabiliriz.

Sağlıklı bir neslin yetişebilmesi için açlık ve obeziteyle eş zamanlı olarak mücadele edilmesi gerekmektedir.